logo

30 Ekim 2019

ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK TARTIŞMALARI ve EĞİTİME YANSIMASI

admin

admin
sadabadhaber@gmail.com


Çok uluslu ve çok etnili ülkeler, farklı kültürlerin birlikte var olabilmesi veya asimile edilmesi arasında gidip gelen yaman bir mücadelenin içindeler. Bu noktada devletlerin çok kültürlülüğe bir güvenlik meselesi mi yoksa sosyal politika meselesi mi olarak baktıkları bu konudaki politikalarını oluşturmada belirleyici rol oynamaktadır.

Çok kültürlülük tartışmaları, tarihsel bağlamda 1960’lı yıllarda başlamış,dil üzerinden yürüyen yeni bir tartışma alanı olsa da yayılması ve etkisi beklenenden hızlı olmuştur.Bu sorun küreselleşme, modernleşme, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları gibi içinde yaşadığımız tarihsel kesitin temel politik gündemleriyle yakından ilişkilidir. Tarihsel süreçte kültürel kimlikler bu kadar belirginleşmediğinden ve ulus bilinci olgunlaşmadığından “kültürel farklılıklarımıza rağmen bir arada yaşayabilir miyiz” sorusunun cevabını bulmak hiçbir dönemde bu kadar zor olmamıştı. 

Küreselleşme adı verilen süreçte paranın, malların ve insanların dolaşımının, devletlerin “duvarlar ve tellerle” çevrili sınırlarını aşan etkisi, teknolojik gelişmelerin de yardımıyla dünya global bir köy haline dönüşmektedir. Bu durum, toplumların kültürel alış-verişini arttırmasının yanında kendi içerisinde tek tipleştirmeye yönelen bir tehdidi de barındırmaktadır. Yani farklı kültürler sadece içinde yaşadıkları ülkelerindeki asimilasyoncu etkisi ile değil küreselleşmenin dayattığı etkilerle de mücadele etmek durumundalar. Yeni dünya düzeni olarak adlandırdığımız böylesi bir ortamda çok kültürlülük tartışılan bir kavram olarak ortaya çıkmakta, üzerine yeni değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu değerlendirmelerden bir de ulus devletin ortadan kalkacağı, her etnik topluluğun devlet haline geleceğini savıdır. Bu da ulus devletlerin eğitim politikalarını ve içeriklerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmaktadır.Faklı kültürel kimlikleri yasal ve politik zeminde demokratik toplumun bir parçası haline getirmede eğitimin en önemli araç olduğunu söylememize bile gerek yok. Zira eğitim kurumları kabul alanı geniş veya dar bir neslin kodlandığı yerlerdir. Ülkelerin eğitim müfredatlarına bakarak farklılıklara tahammül noktasında nasıl bir yol izledikleri rahatça anlaşılabilir.

Kendimizi doğar doğmaz içinde bulduğumuz kültürü seçmediğimiz bir gerçek. Zamanla inanç, dil, gelenek, görenek, örf, adet, ahlak gibi hazır bulunan ve isteyerek veya zorla benimsetilen değerler kişiliğimizin ve kimliğimizin bir parçası olur. Kendimizi bu değerlerle tanımlarız. Bu değerler diğer toplumlardan bizi ayırır. Buradan hareketle kültürlerinin hepsinde, tüm insanlığa söylenecek önemli bir şeylerin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini, toplumsal düzeyde en önemli ilkenin adalet ilkesi olduğunu, herkese kendi kimliğini geliştirebilmesi için eşit şans verilmesi gerektiğini söyleyen Taylor gibilere karşı, toplumun yaşam biçiminin koruyucusu olarak devletin, kültürel azınlıkların baskın ulusal kültür içinde asimile olmalarını ve farklı kültürlerinin tüm izlerinden kurtulmalarını sağlama hakkı ve görevine sahip olduğunu düşünenler de vardır.

Bir devlet vatandaşları arasında güçlü bir birliktelik ve ortak aidiyet duygusu yaratmadan varlığını sürdürmesi olanaklı değildir. Zira kendini dünyanın patronu olarak gören devletler bu zayıflığı istismar etme hatta “kışkırtma” noktasında boş durmayacaklardır. Diğer yandan farklı kültürel kimliklerin taleplerini de görmezden gelinemez. Farklılıkları inkarın ve görmezden gelmenin bir süre sonra sonu şiddete varan tepkileri olacağı da denenmiş ve sonuçları görülmüş bir gerçektir. Bu noktada eğitim müfredatlarının birlikte yaşama ve var olma ekseninde inanç, dil, etnik köken ve kültürel farklılıkları anlamayı, saygı duymayı içine alacak şekilde düzenlenmesi, ayrıştırıcı, ötekileştirici   dilden uzak durulması gerekir.

Millî Eğitim Bakanlığının daha önceki yılların müfredatında bulunan ve ders kitaplarına kadar yansıyan farklı inanç ve etnik kesimleri görmezden gelen veya aşağı gören ayrıştırıcı dilden uzaklaştığı, önceden tabu olan bir çok inanış ve görüşe yer verdiği görülmektedir. Türkiye gibi “mozaik” olarak tabir edilen ve kökeni asırlara dayanan farklı etnik ve kültürel kimliklerin bir arada yaşamasını sağlayacak düzenlemelerin yapılması sadece devletin atacağı adımlar ile olacak bir şey değildir. Farklı etnik kimliklerin de azınlık psikolojisinin etkisi ile hakim kültür üzerinden devlete düşmanlık üretmemeleri, genç nesillerini bu konuda körüklememeleri devletin atacağı sonraki adımların devamı için önemlidir.

Paylaşın:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNFAK’TA YARIŞ İNSANI ÖZGÜRLEŞTİR

    28 Mart 2025 Köşe Yazıları

    Sahabe İnfakı imanın en önemli gerçeği olarak kabul etmiş bu uğurda birbirleriyle yarışmıştır.  ‘’Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe  asla iyiliğe erişemezsiniz şüphesiz ne infak ederseniz Allah onu bilir’’  ayeti,  sahabenin İnfak anlayışının temelini oluşturmuştur.  Ayet, iyiliğe ve hayra erişmek için sadece  iman etmenin yeterli olmayacağını ifade ederken İnfak etmeninin dinde en belirgin ölçü olduğunu vurgulamıştır. Bu ayet aynı zamanda Müslümanları sınamaya tabi tutarak onların iman ölçülerini test etmiştir...
  • ACILARLA YORGUN DÜŞMÜŞ MEMLEKETLER NEFES ALMAYA BAŞLAMIŞ

    28 Aralık 2024 Köşe Yazıları

    6 Şubat Kıyametini yerinde görmüştüm. Allah’ım bu şehirler nasıl ayağa kalkar diye çok üzülmüştüm. Tekrar buraları yerinde görmek için bölgeye gittim. İlçeleri, köyleri gezdim. Ve devletin gücünü yerinde gördüm. Dağ, taş ova Toki konutları ile dolmuş. Yapılan köy evleri bile villa gibi olmuş ve her köye devletin şefkat eli değmiş. ‘’Maşallah’’ diyememek vicdansız insanlar için bile çok  zor. Enkazlar kaldırılmış yerinde dönüşümler bir hayli yol almış. Toki ise adeta kimsesizlerin kimsesi olmuş. Adıyaman’da 22 bin konut tamamlanmı...
  • Zonguldak, Bartın ve Karabük, ‘’Kağıthane’ de’’ buluşuyor!

    09 Aralık 2024 İstanbul, Kağıthane, Köşe Yazıları

    Kağıthane Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek olan Karaelmas Tanıtım Günleri için hazırlıklar tamamlandı. 13-14-15 Aralık tarihlerinde Hasbahçe etkinlik alanında yapılacak olan etkinlik, Zonguldak, Bartın ve Karabük illerinin kültürel ve yerel değerlerini tanıtmayı amaçlıyor. Tanıtım günlerinin açılış programının   Cuma günü öğlenden sonrası yapılması planlanıyor. Programa  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanı sıra İstanbul Valisi  Davut Gül, tanıtım günlerinin ev sahibi illerin vali milletvekili kaymakam ve belediye ba...
  • SÖMÜRGECİLER VE OKULLARI-II

    05 Kasım 2024 Köşe Yazıları

    (Yabancı Okullar Meselesi) Bir önceki yazımızda, Cumhuriyet Dönemine kadar geçen süreçte yabancı okullar meselesini ele almıştık. Bu yazımızda ise Cumhuriyetin ilanından sonraki süreci ele alacağız. Özetlemek gerekirse Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı okullar ile tanışması 16. yüzyılın ikinci yarısında başlamış, Tanzimat ve Islahat Fermanları’nın sağladığı fırsatları kullanan misyonerlerin gayreti ile sayıları bu okullarınhızla sayıları artmıştır. Örneğin 1908 yılında Osmanlı’nın sadece taşra vilayetlerinde, 2.948 Gayrimüslimve 297 Ecne...