logo

Hanginiz Muhammed

Cemil Öğütcü

Cemil Öğütcü
cemil@sadabadhaber.com


Geçen hafta tüm yurtta Kutlu Doğum Haftası coşkuyla kutlandı … Doğal olarak peygamber sevgisi her platformda dillendirildi.

Lakin günümüz Müslümanlarının  peygamber ( ASV) anladığını hiç zannetmiyorum.

HZ. Peygamber, bugün halkın gözünde sarıklı cübbeli, sakallı, kavuklu, sürekli minberlerde vaaz ve nasihatte bulunan, el öptüren, nutuk atan, tarikat şeyhlerine benzetilen, ya da diyanet işleri başkanı giyim tiplemesine andıran, etrafında hizmetçileri dört dönen, zikir çeken, asla sorgulanmayan, istişare etmeyen, çalışmayan, sadece minderinde oturan  bir algı sözkonusudur.

  İnsanoğlunun bir önderi, rehberi bir “örnek insan”ı algılama hususundaki en büyük engeli yine kendisidir zira çoğu kere önder, rehber, kılavuz edindiğini iddia ettiği kimseleri oldukları gibi değil de kendi arzularının izdüşümü olacak şekilde zihninde idealize ettiği şekilde algılar.

   Onu bir kurtuluş rehberi olarak görmekten ziyade bir toplumsal lider ya da bir çeşit sultan gibi görenlere göre O’nun mücadelesi, bu yüzyılda da bolca görüldüğü gibi bir ideolojinin şekillendirdiği iktidar mücadelesi halini almış ve attığı her adım buna göre yorumlanmıştır.

Ama artık birilerinin bu tezgahları, oyunları bozarak peygamberimizin yakasını bıraktırması lazım.. Onun adına atılan yalanları deşifre edilmesi lazım. Din-İslam bu değil … O nun gönderiliş sebebi bu değil.

 Artık kimse o nu kendi hedeflerine , emellerine ulaşması için kullanmasın alet etmesin. O ne masal kahramanı, ne medyum ne şeyh- hoca, sihirbaz, ne Neol Baba, melek, totem tutulan fetiş, ne ölümsüz , ne de haşa Allah değildir.

   Ya kimdir peygamber? Her şeyden önce insandır. Her birini bir ana doğurur. Hastalanır, yaralanır, ölür, öldürülür. Sevinir, ağlar, üzülür, yanılır, tevbe eder, pişman olur. Öğrenir, öğretir, yer, içer, çarşıda pazarda dolaşır. Allah bildirmezse, yarın başına ne geleceğini bilemez. Kıyametin vaktini bilemez. Kaybolan devesinin yerini bilemez. Düşmanlarınca alay edilir, iftiraya uğrar, yüzüne tükürülür, sırtına işkembe konur, ayağına diken batar, canına kastedilir, başına ödül konur, suikasta uğrar, zehirlenir. Taif’ten dönüşte biter ve “beni kimin eline bıraktın” der. Bedir’de yener, Uhud’da yenilir, Hendek’te üç gün aç kalır. Ömrünün son gününde kızına döner ve “Kızım Fatıma! Kendini Allah’ın elinden (salih amelinle) satın al! Vallahi yarın senin için bir şey yapamam!” diye inler.

Nihayet birinin çıkıp şu ayetleri hatırlatması lazım:

“De ki: Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım!”(18:110).

“De ki: Ben kendime de size de yarın ne yapılacağını bilmiyorum!”(46:9).

“De ki: Allah dilemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayabilecek ne de zararı önleyecek bir güce sahibim.”(10:49).

“Muhammed yalnızca bir elçidir; ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. O halde o ölür ya da öldürülürse, topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz?”(3:144).

Ve bir ayeti daha hatırlayalım:

“Aldatıcının hiçbir türü sizi Allah (hakkındaki asılsız düşünceler)ile aldatmasın!”(35:5)

İŞTE PEYGAMBERİN YAŞAMINDAN BAZI ÖRNEKLER

Sahabe anlatıyor;  “Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip ‘Hanginiz Muhammed`dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir.’ dedik. Adam ‘Ey Abdü`l-Muttalib`in oğlu!’ diye hitâb etti. Peygamberimiz ‘Seni dinliyorum.’ Buyurdu

    Peygamberimiz bir gün sahabelere verdiği bir yemek sırasında, onlara hizmet ederken, uzaklardan geldiği anlaşılan bir atlı, Peygamberimizin meclisine yaklaşıp: ‘Bu kavmin efendisi kimdir?’ diye sordu. ‘Bu kavmin efendisini arıyorum’ dedi. Allah’ın Resulü

     ‘Benim’ demedi. O sırada sahabelerine su dağıtmakta olduğundan, atlıya şöyle cevap verdi: ‘Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir!”

   “Beni Amir heyetiyle Allah’ın Resulünün yanına gitmiştik. ‘Sen bizim efendimizsin!’ diye hitap ettik. ‘Efendi, Allah`tır!’ buyurdular. Biz: ‘Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!’ dedik. Bize: ‘Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi uçurmasın’ buyurdu.”

Bir defasında asasına dayanarak sahabelerin yanına geldi. Rasulullah’ın geldiğini gören sahabeler hemen ayağa kalktılar. Bu hareketlerini tasvip etmeyen Peygamber Efendimiz onları ikaz etti:

“Acemlerin (diğer milletlerin) birbirlerini ta’zim ederek ayağa kalktıkları gibi, siz de benim için ayağa kalkmayın. Çünkü ben kulun yediği gibi yiyen, kulun oturduğu gibi oturan bir kulum.”

Peygamberimiz çok defa elini öpmek isteyenleri ve kendisine aşırı derecede hürmette bulunanları da hoş karşılamazdı.

Bir alışverişi esnasında ;

Peygamberimiz mal sahibine aldığı elbisenin değerinden fazla bir fiyat öder. Daha sonra satıcı hemen Peygamberimizin eline sarılarak öpmek ister. Peygamberimiz elini çekerek şu ihtarda bulunur:

“Bu senin yaptığını Acemler krallarına yaparlar. Ben kral değilim. Ben sadece içinizden biriyim.”

.

Âmir bin Rebia anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz ile birlikte camiye gidiyordum. Yolda Peygamberimizin ayakkabısının bağı çözüldü. Ben hemen eğilip bağlamak istedim. Fakat Peygamberimiz ayağını önümden çekti ve şöyle buyurdu:

“Bu hareketin, başkasına hizmet gördürmek demektir. Ben başkasına hizmet gördürmeyi sevmem.”

“Peygamber Efendimiz, ne suyunun hazırlanmasını, ne de herhangi bir fakire sadaka vermeyi başkasına bırakmazdı. Abdest suyunu kendisi bizzat hazırlar ve bir fakire sadaka vermek istediği zaman bizzat kendi elleriyle verirlerdi.”

      Peygamberimiz  ashabıyla birlikte yürüyerek bir yere gidiyorlardı. Hava çok sıcak olduğundan, Ashabdan birisi, elbisesini Peygamberimizin başının üzerine kaldırarak gölgelemek istedi. Bunu gören Peygamberimiz, “Bundan vazgeç. Ben ancak bir insanım.” buyurdu ve elbiseyi alıp indirdi.

    Bir gün bir zat Peygamberimizin huzuruna gelince, peygamberlik heybetinden titremeye başladı. Bu sahabîsinin halini gören Peygamberimiz, “Kendine gel, ben bir hükümdar değilim. Ben ancak Kureyş kabilesinden kurumuş tuzlu ekmek yiyen bir kadının oğluyum.” buyurdu.

  Sosyal durumu ne olursa olsun; ister zengin ister fakir, ister dul bir kadın veya bir hizmetçi olsun, hangi halde bulunursa bulunsun, Peygamberimiz herkese eşit davranır, basit yaşayışından, fakir ve hizmetçi oluşundan dolayı kimseyi aşağı görmezdi. Onların da diğerleri gibi ihtiyaçlarını görür, hiç gurura kapılmazdı.

Sahabelerin anlattığına göre, köleler arpa ekmeğine bile davet etseler, Peygamberimiz, davetlerine icabet eder, yemeklerini yerdi. Çünkü onların köle olmaları basit görülmelerini, horlanmalarını gerektiren bir durum değildi.

Peygamberimiz,  sahabeleriyle birlikte bulunduğu zamanlarda kendisini onlardan ayırt etmez, farklı görmezdi. Onlarla beraber hareket eder, kendisi için ayrı yer seçmez, aralarına oturur, yapacakları işe iştirak eder, onlara yardımcı olur, katkıda bulunurdu.

Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, sahabeleri arasında sıkışık bir vaziyette bulunduğunu, oturduğu zamanlar gelip geçenlerin kendisini rahatsız ettiğini söyleyip, ayrı bir yerde oturmasını teklif ederek şöyle demişti:

“Ya Resulullah, sizin için gölgesinde oturacağınız bir çardak yapalım.”

Böyle bir imtiyazı asla uygun bulmayan Peygamberimiz,

“Allah (c.c.)’ın ruhumu teslim alacağı vakte kadar ben sahabîlerimin ökçeme basmalarına da, hırkamı çekiştirmelerine de katlanacağım.” buyurarak reddetti.

Bu makalemde bir çok isim ve kaynak sayılacak kitaplardan yaralandığımı ifade etmek ister, tüm okurlarımın sağlıklı ve mutlu bir hayat geçirmesini dilerim

Paylaşın:
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • İNFAK’TA YARIŞ İNSANI ÖZGÜRLEŞTİR

    28 Mart 2025 Köşe Yazıları

    Sahabe İnfakı imanın en önemli gerçeği olarak kabul etmiş bu uğurda birbirleriyle yarışmıştır.  ‘’Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe  asla iyiliğe erişemezsiniz şüphesiz ne infak ederseniz Allah onu bilir’’  ayeti,  sahabenin İnfak anlayışının temelini oluşturmuştur.  Ayet, iyiliğe ve hayra erişmek için sadece  iman etmenin yeterli olmayacağını ifade ederken İnfak etmeninin dinde en belirgin ölçü olduğunu vurgulamıştır. Bu ayet aynı zamanda Müslümanları sınamaya tabi tutarak onların iman ölçülerini test etmiştir...
  • ACILARLA YORGUN DÜŞMÜŞ MEMLEKETLER NEFES ALMAYA BAŞLAMIŞ

    28 Aralık 2024 Köşe Yazıları

    6 Şubat Kıyametini yerinde görmüştüm. Allah’ım bu şehirler nasıl ayağa kalkar diye çok üzülmüştüm. Tekrar buraları yerinde görmek için bölgeye gittim. İlçeleri, köyleri gezdim. Ve devletin gücünü yerinde gördüm. Dağ, taş ova Toki konutları ile dolmuş. Yapılan köy evleri bile villa gibi olmuş ve her köye devletin şefkat eli değmiş. ‘’Maşallah’’ diyememek vicdansız insanlar için bile çok  zor. Enkazlar kaldırılmış yerinde dönüşümler bir hayli yol almış. Toki ise adeta kimsesizlerin kimsesi olmuş. Adıyaman’da 22 bin konut tamamlanmı...
  • Zonguldak, Bartın ve Karabük, ‘’Kağıthane’ de’’ buluşuyor!

    09 Aralık 2024 İstanbul, Kağıthane, Köşe Yazıları

    Kağıthane Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenecek olan Karaelmas Tanıtım Günleri için hazırlıklar tamamlandı. 13-14-15 Aralık tarihlerinde Hasbahçe etkinlik alanında yapılacak olan etkinlik, Zonguldak, Bartın ve Karabük illerinin kültürel ve yerel değerlerini tanıtmayı amaçlıyor. Tanıtım günlerinin açılış programının   Cuma günü öğlenden sonrası yapılması planlanıyor. Programa  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanı sıra İstanbul Valisi  Davut Gül, tanıtım günlerinin ev sahibi illerin vali milletvekili kaymakam ve belediye ba...
  • SÖMÜRGECİLER VE OKULLARI-II

    05 Kasım 2024 Köşe Yazıları

    (Yabancı Okullar Meselesi) Bir önceki yazımızda, Cumhuriyet Dönemine kadar geçen süreçte yabancı okullar meselesini ele almıştık. Bu yazımızda ise Cumhuriyetin ilanından sonraki süreci ele alacağız. Özetlemek gerekirse Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı okullar ile tanışması 16. yüzyılın ikinci yarısında başlamış, Tanzimat ve Islahat Fermanları’nın sağladığı fırsatları kullanan misyonerlerin gayreti ile sayıları bu okullarınhızla sayıları artmıştır. Örneğin 1908 yılında Osmanlı’nın sadece taşra vilayetlerinde, 2.948 Gayrimüslimve 297 Ecne...